Mekanik saat dünyasının o hipnotik çarkları, tourbillon’ları ve el işçiliği sanatları karşısında büyülenmek horolojinin temel kurallarından biridir. Ancak geleneksel saatçilik dünyasında uzun yıllar boyunca çok keskin ve adeta dogmatik bir ayrım hüküm sürdü: "Mekanik saatler ruhu olan birer sanat eseridir; pilli (quartz) saatler ise ruhsuz, ucuz ve seri üretim elektronik devrelerdir." 1970’lerde yaşanan ve İsviçre saatçiliğini zora sokan "Quartz Krizi" (veya Japonların deyimiyle Quartz Devrimi) sonrasında lüks saatçilik, hayatta kalabilmek için pazarlama stratejisini tamamen "mekanik mekanizmanın romantizmi" üzerine kurdu. Pilli saatler ise horolojik olarak aşağılandı, hor görüldü ve basitleştirildi.
Ancak bu büyük algı duvarını paramparça eden, pilli saat teknolojisini lüks saatçiliğin, mikromühendisliğin ve kusursuz işçiliğin zirvesine taşıyan gizli bir dünya var: High-Accuracy Quartz (HAQ) yani Yüksek Hassasiyetli Quartz.
Karşınızda; akıllı saatlerin her gün internete bağlanarak zamanı eşitlemeye çalıştığı, en pahalı mekanik saatlerin günde birkaç saniye saptığı modern dünyada, hiçbir dış desteğe ihtiyaç duymadan yılda sadece birkaç saniye sapan, standardın çok ötesindeki o pilli lüks makinelerin gizemli dünyası.